zazavun
26 Mayıs 2012 Cumartesi
Kadınlar ve Meyvalar
KADIN VAR ; Seftalidir agızları sulandırır.
KADIN VAR ; Kirazdır kurtluysa bulandırır.
KADIN VAR ; Cins armuttur iyi gelmez bize.
KADIN VAR ; Visnedir kaynat reçel diye tabak tabak.
KADIN VAR ; Karpuzdur yandın çıkarsa kabak.
KADIN VAR ; Muşmuladir afiyet olsun size.
KADIN VAR ; Greyfurttur sıkarsın çıkmaz suyu.
KADIN VAR ; Keçiboynuzudur kemir ömür boyu.
KADIN VAR ; Kestanedir kış geçesiye sakla.
KADIN VAR ; Kavundur mutlaka kokla.
KADIN VAR ; İncirdir yaz kış yenir,
KADIN VAR ; Muzdur, hemen soymak gerekir.
Hasili Kelam Dünyada Her Kadının Benzeri Bir Meyvadır. Fakat Evlenince Erkegin Yedigi Hep Ayvadır.
alıntı
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Şivlilik nedir biliyor musunuz ?
Üç ayların başlangıcı olan Recep ayı, manevi iklime geçişin ilk işaretlerini içinde barındırır. Oruç ayı Ramazan’a giden altmış günlük yolda ilk sınanma Regaib Kandili ile kendini gösterir.
Geçtiğimiz hafta bir kez daha coşku ve gözyaşı ile kutladığımız Regaib Kandili de gösteriyor ki, umut hâlâ bu topraklarda.
Dünyanın değişik coğrafyalarında farklı kültürel kutlamalara sahne olan Üç Aylar’ın başlangıcı Konya’da sadece ibadetle mükellef yetişkinler için değil, çocuklar için de bir teslimiyettir.
Üç Ayları iple çeken çocuklar için o gün, Ramazan Bayramı’na kadar sürecek mutluluk kervanının başlangıcıdır.
Konya’ya has bir kutlama olan Şivlilik, çocuklar için olsa bile kültürel yapının hala bozulmaya uğramadan sürdüğünün en önemli işaretidir.
Şivlilik ile ilgili Konya tarihçilerinin yaptığı tarif şöyledir;
“Regaip Kandili günü sabahı, sabah namazından sonra mahalledeki üç ile on beş yaş arasındaki kız erkek çocukları sokak başlarında toplanarak ilk kapıdan başlamak üzere kapıları birer birer çalarak açılmasını beklerler, kapı açılması biraz gecikti mi hep bir ağızdan ve tempo ile şu maniyi söylemeye başlarlar.
Şivli şivli şişirmiş, Erken kalkan pişirmiş, İki çörek bir börek, Bize namazlık gerek. Şivlilik...
Çocukların sesini duyan ev sahibi bayan, elindeki tabak dolusu üzüm veya ne verecekse onunla gelerek kapıyı açar ve sıra ile çocukların avucuna veya ekseriye boyunlarına takmış oldukları keselere birer avuç vermek suretiyle onları sevindirirmiş. Çocuklar bu kapıdan kısmetlerini aldılar mı diğer kapıya topluca koşmaya başlar, öğleye kadar bütün mahalle dolaşılmış olur.”
Tabi şimdilerde bunlar biraz değişikliğe uğradı. Artık çocukların boyunlarında keseleri yerine ellerinde, tatlı ve tuzlu yiyecekleri ayrı ayrı koyacakları çantaları var. Üzüm ve leblebi de miadını dolduralı çok oluyor. Bu günlerde gofret ve çikolata yükselen değer. Zaten çocukların vazgeçilmez ikilisi de bunlar.
Müstakil evlerin tek tek dolaşılması olağan bir durum, ama apartman daireleri için ne yapmak gerek.
Bunun da çözümü kapıcılardan geçiyor. Daire sakinleri, çocuklar için aldıkları yiyecekleri akşamdan apartman kapıcısına veriyor, sabahleyin toplanan bütün yiyecekler ayrı ayrı kaplarla binanın önünde müşterisini yani çocukları beklemeye başlıyor.
Çocuklarda bir apartmana gittikleri zaman, tüm dairelerin ikramını, tek kalemde halletmiş oluyorlar.
Özellikle toplu konut bölgelerinde ki bu manzara kabul edelim ki sadece Konya’ya özel bir durum.
Gelir seviyesi ne olursa olsun bütün çocukların buna iştirak etmesi ise, işin en güzel tarafı.
Şivlilik sabahından önce ise Regaip Kandilinin müjdecisi olan fener alayı şehri ışıl ışıl aydınlatırken özellikle çocukların neşesi görülmeye değer oluyor.Ellerindeki fenerlerle birlikte sokaklara akın eden çocuklar fener alayı ateşleri etrafından çeşitli oyunlar oynuyor.Neredeyse Konya’nın her mahallesinde yakılan fener alayı ateşleri bir anda şehrin havasını değiştiriyor.
Çocukların Üç Aylar sevinci, genelde Ağustos aylarında yapılan sünnet düğünleriyle bütünleşince bir başka güzellik çıktı ortaya.
Meram ve Karatay belediyelerinin geleneksel sünnet şölenleriyle de ihtiyaç sahibi aileler mutlu edilirken sosyal dayanışmanın önemi bir kez daha görüldü.
Yeni eğitim yılı için geriye sayımın başladığı şu günlerde, çocuklarımızın birkaç sevinci bir arada yaşaması, ne zamandır hayata çocukça bakışı unutan bizlere umalım ki güzel bir uyarı olur.
Ne dersiniz gündelik hayata bazen çocukça bakmamız gerekmez mi?
Lokman Koyuncuoğlu ( lkoyuncuoglu@haberkonya.com )
6 Mayıs 2012 Pazar
Vergi kaçakçılığında klasik yöntemler
1. Mal ve hizmet satışlarına fatura, fiş düzenlememek veya eksik düzenlemek,
2. Vergi dairesine kayıt olmaksızın çalışılması,
3. Cari döneme ait hasılatın sanki sonraki yılın geliriymiş gibi ertesi yıla kaydırılması,
Örn: Sıklıkla ciro primi faturalarının sonraki yıllarda kesilmesi eğilimi mevcuttur.
4. Envanter kayıtlarıyla oynanması,
Örn: Stokların yüksek gösterilerek gerçekte satılmış malın satılmamış gibi gösterilmesi veya satılan malın maliyetinin farklılaştırılması.
5. Şartlar taşınmadığı halde muaflık ve istisnalardan yararlanılması,
Örn: Vergiden muaf esnaf olunmadığı halde vergiden muafmış gibi vergi kaydının bulunmaması.
6. Yurtiçinden veya yurtdışından (ithalat veya ihracat nedeniyle) alınan hediye, ücret, eşantiyon, faiz, prim, iskonto, promosyon, komisyon vb. dolaylı gelirlerin kaydedilmemesi,
7. Taksitli satışlarda gerçekleşen vade farkının (kur farkları da dahil) yasal defterlere gelir olarak işlenmemesi,
8. İmal edilen mal miktarının gizlenmesi ve farkın belgesiz satılması,
9. Korsan mal üretilmesi ve bunların belgesiz satılması,
10. Emlak alım-satımlarında emlağın değerinin altında bildirilmesi,
11. Kooperatif olmadığı halde inşaat kooperatifi gibi örgütlenip, gelirlerin gizlenmesi, giderlerin şişirilmesi vb. yöntemler izlenmesi,
12. Şahıslar arasında yaşanan borç alıp vermelerde gerçekleşen vade farkının beyan edilmemesi,
13. Hava parası olarak bilinen ödemelerin gelir olarak kayda alınmayarak beyan edilmemesi,
14. İnşaat ve imalat maliyetlerinin gerçek olmayan belgelerle şişirilmesi,
15. Satış hasılatının avans ya da teminat gibi gösterilerek gelir (vergi) beyanına dahil edilmemesi,
16. İşletmeye ait kaynakların ortaklar tarafından bedelsiz ya da düşük bedelle kullanılması,
17. Kargo ve PTT yoluyla yapılan satışların belgelenmemesi,
18. Aktifleştirilmesi gereken (dolayısıyla amortisman ayrılmak suretiyle taksitler halinde giderleşecek) ödemelerin bir kerede doğrudan gider olarak dikkate alınması,
19. Gelecek döneme ilişkin giderlerin cari döneme işlenmesi,
Örn: Peşin ödenen kiralar, sigorta bedelleri vb.
20. Bazı alacakların, gerçekte öyle olmadığı halde şüpheli veya değersiz alacak haline sokulması. Sırf gider yazabilmek için alacak için dava açılması ve dava açılan alacak tutarı kadar giderin vergi matrahından indirilmesi,
21. Fazla (kanunen belirlenen orandan yüksek) amortisman gideri ayrılması,
22. Amortismana tabi bir şeyin doğrudan gider yazılması,
23. Henüz kullanılabilecek hale gelmeden yatırımın aktifleştirilerek amortisman ayrılmaya başlanması,
24. Yıllara yaygın inşaatlarda gerçekte geçici kabul cari yılda yapıldığı halde, sanki izleyen yılda iş bitmiş gibi gösterilerek kurumlar vergisi beyanının ertesi yıla sarkıtılması ve böylelikle verginin bir yıl daha ertelenmesi,
25. Taşeron, aracı, iş takipçilerine işin dağıtılması suretiyle, kayıtdışılığın sorunlarının (kayıtsız işçi çalıştırma vb.) başkalarına iteklenmesi,
26. Yapılan, sosyal amaçlı yardımların kanundaki şartları dikkate almaksızın kazançtan düşülmesi,
27. Turistik amaçlı gezilerin, yemek, hediye vb. şahsi harcamaların işletme ile ilgili gösterilmesi,
28. Kira gelirlerinin gizlenmesi,
29. Yüksek oranlı KDV'ye tabi malların satışlarında düşük oranlı KDV'li satışı gibi yazar kasa fişi kesilmesi,
30. Değişik sektörlerde faaliyet gösterdiği halde bir kısım faaliyetlerin gizlenmesi suretiyle tek sektörde faaliyet gösteriyor gibi beyanname verilmesi,
31. Tek kişi adına vergi kaydı yaptırıp, birkaç kişinin aynı işi ya da değişik işi tek bir kayıt numarası üzerinde yapması,
32. Fire oranının olandan daha yüksek gösterilip, gerçek fire farkı ile farkın faturasız satılması,
33. Aynı irsaliye ile irsaliyesiz veya irsaliyelerde tahrifat yaparak belgesiz mal sevk edilmesi,
34. Kredinin şirkette kullanıyor gibi gösterilip özel işlerde kullanılması,
35. KDV veya kurumlar vergisi ödememek için veya gruba dahil şirketlerdeki birikmiş zarar, devreden KDV, daha düşük vergilenme imkanı veren enstrümanlardan
(yatırım indirimi gibi) grup içinde karşılıklı mal, hizmet faturaları düzenlenmesi suretiyle yararlanılması,
36. Kârın fiktif mal, hizmet faturaları ile gruptaki zararlı şirkete aktarılması,
37. Dağıtılması gereken masrafların dağıtılmayarak veya eksik dağıtılarak karşı şirkette bırakılması, zararlı şirkette oluşacak giderin böylelikle grubun kârlı şirketinde oluşturulması,
38. Mal bedelinin kısmen veya tamamen açıktan alınması,
39. Şirketin parasının kasada gibi gösterilip ortaklarca kullanılması,
40. Kırpıntı, düşük kalite mal, artık vb. dolaylı hasılat unsurlarının kayıtdışı satılması,
41. Damga vergisine tabi işlem ve belgelerin damga vergisine ancak takip amacıyla işlemlere başlandığında tabi tutulması,
42. Mal veya hizmetin bedelinin faturada "düşük" ya da "yüksek" gösterilmesi,
43. Mal veya hizmetin "tanımının" faturada farklılaştırılarak yer alması,
Örn: Normalde amortisman yoluyla beş yılda gider yazılabilecek bir gayri maddi hak bedeli devrinin danışmanlık hizmeti gibi faturalanması,
44. Gerçekte mal ve hizmet alınmadığı halde alınmış gibi faturalamak veya fatura almak,
45. Faturanın üst suretine farklı, alt suretine farklı rakam yazılması,
46. Gerçek alıcı, satıcı yerine başka birisinden belge alınması veya alıcıdan başkası adına belge düzenlenmesi,
47. Gayri faal ya da ticari faaliyetine son vermiş firmaların faturalarının kullanılması,
48. Fiilen ihraç edilmemiş malın ihraç edilmiş gibi gösterilerek KDV iadesi alınması ve ihracat taahhüdünün yerine getirilmiş gibi gösterilmesi,
49. Varlıksız, hayali veya ölü kişiler adına vergi kaydı açılması, ortaklıklar, şirketler kurulması ve faaliyetlerin (özellikle vergi kayıp ve kaçağına yol açan faaliyetlerin) bunlar üzerinden yürütülmesi,
50. Vasfının veya miktarının veya fiyatının doğru beyan edilmemesi suretiyle ithalat yapılması,
(Alıntı)
20 Şubat 2012 Pazartesi
GÖZALTINA ALINANLARIN NE YAPMASI GEREKİYOR
GÖZALTINA ALINANLARIN NE YAPMASI GEREKİYOR
Çağdaş Hukukçular Derneği, baskınları ve operasyonları dikkate alarak gözaltı, ev araması ve tutuklama süreçlerine maruz kalındığında yapılması gerekenleri kapsayan bir eğitim paneli gerçekleştirdi.
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, neredeyse gün aşırı yaşanan ev baskınları, gözaltılar ve operasyonları dikkate alarak sürece maruz kalanların yapması gerekenler ve şüpheli haklarını kapsayan bir eğitim paneli düzenledi. "Muhalifseniz, olağan şüphelisiniz" diyen ÇHD, bu kapsamda bir dizi eğitim gerçekleştirecek.
İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın Salonu’nda gerçekleşen ilk eğitimde ÇHD İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay, gözaltı, ifade tutanağı, arama kararı, delil gibi birçok kavramı da açarak sinevizyon eşliğinde ilk aramadan mahkemeye kadarki süreçte neler yapılması gerektiğini anlattı.
"Gözaltına alındığınızı bir yakınınıza haber vermek zorundasınız"
Gözaltı gerçekleştiğinde bir yakına haber vermenin zorunda olduğunu belirten Tanay, "Gözaltına alındığınızda sizin belirleyeceğiniz bir yakınınıza gözaltına alındığınızı haber vermek zorundalıktır. Bu hakkın kullanımıyla kayıt dışı gözaltına ve gözaltında kötü muameleye engel olabilirsiniz. 90’larda kayıt dışı gözaltılar hayli yaşandı. Yeni CMK’da sizin belirleyeceğiniz bir yakına haber verme hakkınız var" diyen Tanay, yakalama ile gözaltına alınma arasındaki farkı tarif etti.
"Gözaltı süreleri 4 günden fazla olamaz"
Tanay, "Yakalandınız, hemen Cumhuriyet Savcısına haber verirler. Savcı iki işlem yapar, ‘Ya serbest bırakın ya da gözaltına alın’ der. Gözaltı işlemi böyle başlıyor. Gözaltı süreleri önemlidir, ihlali de 141. Madde uyarınca tazminat doğurur" dedi. Gözaltı süresinin 24 saat olduğunu söyleyen Tanay, "Gözaltına alınan, 24 saat sonra adli merci önüne çıkarılmak zorundadır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerde süre 48 saattir. DGM kapsamına giren suçlar açısından da gözaltı süresi 4 günden fazla olamaz. Her süre uzatımı kararı tebliğ edilir, avukatınız buna itiraz edebilir" şeklinde dile getirdi.
"Neyle suçlandığınızı söylemek zorundalar"
Gözaltına alınan kişiye neyle suçlandığının söylenmek zorunda olduğunu belirten Tanay, "Gözaltında neyle suçlandığınızı söylemek zorundalar. Bir avukatın hukuki yardımından faydalanabileceğinizi hatırlatmak zorundalar. Susma hakkı yasal bir haktır. Avukat istemek haktır. Teşhis, yer gösterme, ifade alma işlemlerinde de avukat bulunmak zorundadır. Kimsenin duyamayacağı bir biçimde avukatla görüşme yapabilirsiniz" diyerek hakları tanımladı. Eğer Terörle Mücadele’de gözaltı söz konusuysa 24 saat avukatla görüşün yapılamayacağını belirten Tanay, "24 saat görüş yaptırmayarak hakkınızı engelliyorlar. Bu süre içinde kolluk ifade işlemi, yer gösterme ve teşhis işlemlerini yapamaz. Bu süreyi sadece operasyonun maiyeti açığa çıkmaması için bu tip gizlilik kararı aldıklarını söylerler ama avukat bulundurmak zorundasınız diyerek avukatsız işlemin yapılamayacağına dikkat çekti.
"Avukat seçiminiz çok önemli"
Avukatla alınan ifadelerin kesin olduğunu belirten Tanay, "Artık avukatın huzurunda alınan ifade kesindir. Eğer avukatla hata yapıyorsanız durumunuz kötüdür. Avukatın tayini kritiktir" diyerek avukat seçiminde çok dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. TEM’de bazı kadrolu avukatların olduğunu söyleyen Tanay, "Önce kişiyi yoruyorlar daha sonra TEM’in kadrolu avukatı ifade imzalıyor. Avukatınız değiştirmek isteseniz de maalesef ifade ve soruşturma işleminde sadece bir avukattan faydalanabiliyor" dedi.
"Doktora ne rahatsızlığınız varsa gösterin"
Yakalandıktan hemen sonra mutlaka doktora götürülme zorunluluğu olduğunu belirten Tanay, "Doktorla yalnız görüşme hakkınız var, doktora ne rahatsızlığınız varsa gösterin. Gözaltına alış, götürülüş, gözaltı süresinin uzatılma süreçlerinde dahi doktora çıkarmak bir zorundalıktır. Doktor işkencenin, kötü muamelenin belgelenmesinde önemlidir. Doktor emniyet ekiplerini içeride tutamaz, eğer böyle olursa doktorun ismini kaydedip İstanbul Tabip Odası’na şikayet edin. Kadınlar için de kadın doktor istenebilir" diyerek doktor aşamasında bulunan haklara değindi. Tanay, nakil işlemlerinde kelepçe takılamayacağını da vurguladı.
"Gözaltında özgeçmiş vermeyin"
Gözaltında hangi işlemlerin yapıldığını dile getiren Tanay, "Gözaltında yapılan işlemlerde ifade, teşhis ve yer gösterme işlemleri yapılır. Bu işlemlerden önce avukatınızla görüşebilirsiniz. Size sorulacak ve isnat edilecek suçlamalara susabilirsiniz. Haklarınız hatırlatılmamış, okumanıza izin verilmemişse, anlayamayacağınız hukuk cümleleri varsa tutanakları imzalamayın. Hükümlülüğü yok, imzalamak zorunda değilsiniz" dedi. Teşhiş tutanağını da imzalama zorundalığı bulunmadığını belirten Tanay, "Tutanakların tamamı okunamıyor ve size bir sureti verilmiyorsa imzadan imtina edebilirsiniz. Kimliğinize ilişkin sorulara doğru cevap vermek zorundasınız. Kimlik bilgileri derken sadece kimlikte bulunan bilgilerdir. Özgeçmiş vermeyeceksiniz" dedi.
"Önce sorular sorulacak, sonra susma hakkı kullanılacak"
Bazı dosyalara konulan gizlilik kararlarından ötürü gözaltına alınma gerekçesinin öğrenilememesine değinen Tanay, "Gizlilik kararı alındığında neyle suçlandığını bilemiyorsunuz. CMK uyarınca size isnat edilen suçlar için bu soruların hepsi tek tek sorulacak ki ben neyle suçlandığımı bilerek susma hakkımı kullanayım. Önce sorular sorulacak sonra susma hakkı kullanılacak. Tutanağı imzalamak zorunda değilsiniz, yasal haktır. Şerh düşebilirsiniz. Ayrıca tutanakların avukatlara verilmesi gerekiyor" diye konuştu.
"Gözaltında kollukla sohbet etmeyin"
Gözaltı esnasında kolluk kuvvetlerinin ‘sohbet’ adı altında konuşturmaya çalıştığını söyleyen Tanay, "Kollukla hiçbir arkadaşlık kurmayın, yasal değildir. Sohbet, görüşme, mülakat gibi şeyler yasa dışıdır. Avukatınız sizinle gözaltı esnasında dilediğiniz kadar görüşebilir. Polis kanuna aykırı vaatte bulunamaz, işkence yapamaz" dedi.
Arama işleminde neler yapılması gerekir?
"Üstünüzde, evinizde, işyerinizde arama gerçekleşir. Kapalı mekanlarda gündüz arama yapmak zorundadırlar. Güneşin doğumundan 1 saat önce ile batışından 1 saat sonra arasında arama yapılabilir. Kolluk sabahın ilk saatlerinde arama işlemi yapar, bir suçüstü hali söz konusuysa gece de arama yapılabilir" diyen Tanay, arama işleminin mutlak suretle kararla gerçekleştiğini belirtti. Arama kararında, ‘Adrese, suç eşyasının ne arandığına ve aramanın süresine' bakılması gerektiğini belirten Tanay, "Kolluk kapınızı çaldığınızda arama kararında adres, saat ve suç kontrol edin. Aramada Avukat, savcı, muhtar ya da iki komşu bulunması gerekiyor. Arama işlemine hemen başlatmayın, eğer avukatınız 15 dakika içinde gelecek derseniz beklemek zorundadır kolluk kuvvetleri. Galoş giymelerini isteyin ya da ayakkabılarını çıkarsınlar. İstedikleri zaman istedikleri odayı da arayamazlar" dedi.
"Kitaplara el konulacaksa, toplatma kararlarını isteyin"
Arama işleminde kontrollü davranmak gerektiğini ve 'delil koymaları' engellemek için dikkat etmek gerektiğini ifade eden Tanay, "Arama işlemine başlarken kontrolünüz altında olması gerekiyor. Her odaya birer birer girecekler. Yeterli sayıda kolluk personeli içeride olabilir. Eğer birden fazla polis varsa bir yerlere bir şey koyabilirler. Arama esnasında hiçbir eşyaya dokunmayın. Eşiniz, kardeşinizle mektuplarınız varsa da el koyamazlar" diyerek aramada her şeye el konulamayacağını anlattı. "Aramada her şeye el konulamaz. Kitaplara el konulacaksa, toplatma kararlarını isteyin. Arama işlemi bu şartlar altında yapılır. Tutanak tutulur, okuyun. Gerçeği yansıtıyorsa imzalayın. İmza atmıyorsanız gerekçelerini altına yazın" diyerek arama sürecinde yapılması gerekenleri anlattı.
"Bilgisayarınızı alıp götüremezler, bilgileri kopyalamak zorundalar"
Bilgisayarlar üzerinden elde edilen ‘delillere’ değinen Tanay, "Bilgisayarlarda her veri transferleri hangi silici programı kullanırsanız kullanın geri dönüşümle elde ediliyor. Son dönemlerde gözaltına alınanlar için bilgisayarlar delil oldu. Bilgisayarın zaptı için ayrı bir karar olması gerekiyor. Bilgisayarınızı alıp götüremezler, bilgileri kopyalamak zorundalar, imajını almak zorundadırlar" dedi. Polisin savcılık talimatıyla bilgisayarı alıp götürebildiği durumların da yaşandığını söyleyen Tanay, "Bilgisayarın imajını aldıktan sonra size teslim etmek zorundalar. Polisin yedeklediği bilgiler neyse, kendi çıkarttığı imaj neyse onun aynısını vermek zorundadır. Mesela Abdullah Öcalan’ın indirilmiş bir videosu, Kandil’de gerilla görüntüleri vs. delil olabiliyor. Arama işlemi için alınan karara itiraz etme ve tazminat isteme hakkınız da bulunuyor" dedi.
"Savcılıkta da susma hakkınız var"
Savcılıkta da susma hakkının kullanılabileceğini belirten Tanay, "Gözaltında yaşadıklarınızı savcıya anlatabilirsiniz. Savcılıkta da susma hakkınız var. Birden fazla savcı aynı işlemi sürdürürken karar verecek olan soruşturma savcısıdır. Savcı ifadelerden sonra ya serbest bırakır ya da mahkemeye tutuklama istemiyle sevk edilir. Savcının serbest bırakması hakkınızda dava açılmadığı ya da açılmayacağı anlamına gelmez" diyerek savcılık sürecine değindi.
"Her işleme itiraz hakkınız var"
Tutuklama kararına 7 gün içinde itiraz edilebildiğini belirten Tanay, "Tutuklanınca 7 gün içinde itiraz edebiliyorsunuz. Ayrıca her aşamada tahliye edilmenizi talep edebilirsiniz. Her işleme itiraz hakkınız var. İtiraz ettikçe fark yaratmış olursunuz, kolluğun oluşturmaya çalıştığı standardı bozmuş oluruz. İtiraz ederken çok ayrıntılı yazmayın. Çünkü daha sonra delil diye dosyaya konuluyor" diyerek hukuki prosedür olarak yapılması gerekenleri anlattı.
Alıntı: (Sol.org)
22 Aralık 2011 Perşembe
NEFSİ TANIMAK
İnsanlığın apaçık düşmanlarından biri olan nefis, insanın emri altında çalışıldığı vakit yaralı olduğu kadar insan onun emrinde çalıştığı zamanda zararlı olur. İnsanoğlunun başına ne geliyorsa şöyle akılvari bir şekilde düşündüğümüz vakit neftsen kaynaklandığı hemen anlaşılacaktır. İnsan kendi hayatında birkaç etkene fırsat vermek istemez bu etkenlerden biriside nefistir.
Nefse fırsat verildiği takdirde insanın başına getirmeyeceği durumun olmayacağını anlamak o kadar da zor değil. Nitekim Âdem(a.s)’i günah işlemeye sevk eden de neftsen başkası değildi.
Münabbihat’ta (imam ibn hacer el askalani) ‘’Müjdeler olsun o kimseye ki aklı emir nefsi esir olana ve vay o kimseye ki nefsi emir aklı esir olana’’geçen bu söz tamda konumuza parmak basıyor.
Yani nefis akla emirlik yapacak derecede yaratılmış bir mefhum değildir. Çünkü başta da değindiğimiz gibi nefis insanın apaçık düşmanlarındandır. Nasıl ki bir kurum veyahut devlete düşman birisinin o kurum veya devlete başkanlık etmeyeceğini anlıyorsak nefsin insana ya da akıl mefhumuna başkanlık etmeyeceğini de anlamalıyız. İnsana düşmanlığı bu kadar apaçık olan nefsin ilacının ne olduğu konusunda ki sorularınızı duyar gibiyim. Sorularınıza, Allah(c.c)’nün nefsi yaratıp ona sorduğu sorulara karşılık olarak nefsin verdiği cevaplardan yola çıkarak cevap vermek isterim.
Allah(c.c) nefsi yarattıktan sonra nefse;
‘’sen kimsin? Ben kimim? ‘’ diye soru soruyor.
Nefis hiç utanmadan ve sıkılmadan az önce kendisini yaratan Rabbine;
‘’sen sensin ben benim’’diyor.
Bunun üzerine Allah(c.c) nefsi cehenneme atar ve belirli bir süre sonra tekrar sorar:
’’sen kimsin? Ben kimim?’’
Nefis herhalde daha dersini almamış olacak ki tekrar aynı cevabı veriyor;
’’sen sensin ben benim’’.
Allah(c.c) bu sefer nefsi aç bırakır ve yineler sorusunu;
‘’sen kimsin? Ben kimim?’’;
Açlıktan aklı başına gelen nefis, bu sefer Rabbini hatırlar ve
‘’sen ÂLEMLERİN RABBİSİN ben ise zavallı bir kulum’’cevabını verir.
Bu örnekten sonra nefsin ilacının açlık olduğunu sanırım herkes anlamıştır. Yani açlık derken sadece mideyi aç bırakmak değil aynı zamanda gözleri de harama karşı aç bırakmak. Elleri, ayakları, kulakları ve en önemlisi de kalbi harama karşı aç bırakmaktır
Değerli Müslüman kardeşim, sakın nefse mahal vereyim deme. Çünkü nice ayağı kayan insanlarda senin dediğini demişti. Onun için nefse güven olmaz. Nefsinle değil aklınla hareket etmeye çalış. Ve bazen de nefis sana sağdan yaklaşabilir aman sakın ona uymayasan.
MUSTAFA AKAY DAN ALINTIDIR.
13 Aralık 2011 Salı
Hayatımız Vergi Vermekle Geçiyor
BİR FIKRA
Tilki ormanda nefes nefese koşuyormuş. Karsısına çıkan kaplumbağa:
-'Tilki kardeş ne bu telaş?'
-'Ormana maliyeciler gelmiş' demiş tilki. 'şimdi bir bakarlar bende kürk, hanımda kürk, çocuklarda kürk, dünyanın vergisini yazarlar....'
Bunu duyan kaplumbağa telaşla yürümeye başlamış.
Onu telaşlı gören leylek:
-'Hayrola kaplumbağa kardeş ne bu telaş?' diye sormuş.
-'Maliyeciler ormanda' demiş kaplumbağa. 'Bende ev, hanımda ev, çocuklarda ev, yakalanırsak dünya vergi alırlar.'
Leylek de hemen uçuşa geçmiş. Ağaçların üzerinden maymun seslenmiş:
-'Leylek kardeş, ne iş? Bu ne acele?'
-'Vergi memurları herkese ceza yazıyormuş. Bende yazlık, hanımda yazlık, çocuklarda yazlık, vergi borcundan batarız...'
Maymun bunu duyar duymaz koşarak ağaçtan ağaca atlamaya başlamış. Papağan sormuş,
Neden ve kimden kaçıyorsun? diye.
-''Maliyeciler ormanda' demiş Maymun, 'Benim kıçım açık, hanımın kıçı açık, çocukların kıçı açık...Alacak bir şey bulamayınca bunların ne yapacağı belli olmaz. '
2 Kasım 2011 Çarşamba
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün....
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ....
HZ. MEVLANA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)